SİLSİLE-İ ÂLİYE'NİN ONBEŞİNCİ POSTNÎŞÎNİ
HAZRETİ ŞAH-I NAKŞİBEND
MUHAMMED BAHÂÜDDÎN (K.S.)
Muhammed Baba Semmâsî (k.s.) ile Emîr Külâl (k.s.)’ün talebesidir. İsmi, Muhammed bin Muhammed’dir. Behâeddîn ve Şah-ı Nakşibend gibi lakabları vardır. Allâhü Te‘âlânın sevgisini kalplere nakşettiği için, “Nakşibend” denilmiştir. 1318 (h.718) senesinde Buhârâ’ya beş kilometre kadar uzakta bulunan Kasr-ı Ârifân’da doğdu. Kasr-ı Ârifân’da 1389 (h.791)’de Rebîul-Evvel ayının üçünde Pazartesi günü vefât etti. Kabri oradadır.
Şah-ı Nakşibend hazretleri orta boylu, mübârek yüzü değirmi olup, yanakları kırmızıya yakındı. İki kaşı arası açık, gözleri sarı ile elâ karışımı olan kestane rengindeydi. Sakalının beyazı siyahından çoktu. Ne hızlı ne de yavaş yürürdü. Konuşmaları Peygamber (s.a.v.) Efendimizin konuşması gibi tane taneydi. Konuştuğu kimseye yönünü dönerek konuşurdu. Kahkaha ile gülmez tebessüm ederdi. Her gün kendini yirmi kere ölmüş ve mezara konmuş olarak düşünürdü. Kimseyi küçük ve hakir görmez, dâimâ güleryüzle karşılardı. Ancak celâllendiği zaman kaşlarını çatardı. Heybetinden karşısında durulmaz olurdu. Şemâli, çok bakımdan Peygamber (s.a.v.) Efendimize benzediği gibi, sözleri, işleri bütün hareketleri sünnet-i seniyyeye uygundu.
Helâl kazanmak, kendilerine ve hane halkına helâl lokma temin etmek için çok fazla dikkat eder ve haram karışır diye çok korkardı. Hanelerinde olsun, talebeleriyle sohbet yaptığı topluluklarda olsun, “İbâdet on kısımdır. Onda dokuzu helâl rızık talep etmektir. Kalanı sâlih ameller ve ibâdetlerdir.” hadîs-i şerîfini çok söylerdi.
Fakir olmasına rağmen lütuf ve keremi bol ve cömertti. Bir kimse kendilerine bir hediye getirse o kimseyi eli boş göndermezdi. Misafire bizzat kendisi hizmette bulunur, bir başkasına yaptırmazdı. Eğer haneleri soğuk ise misafirin üşümemesi için sırtındaki elbiselerini ve hatta yattığı yatağı verir, kendisi döşeksiz yatardı: Misafirin hayvanı varsa suyunu, samanını bizzat kendisi verirdi. Nafakasını çalışarak temin ederdi.
(Yeni Rehber Ansiklopedisi)
|