banner2

 

SİLSİLE-İ ÂLİYE'NİN ONDOKUZUNCU POSTNÎŞÎNİ
KADI MUHAMMED ZÂHİD (K.S.)

       On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda Semerkand’da yetişen evliyanın büyüklerindendir. İnsanları Hakk’a davet eden ve Silsile-i âliyye denilen büyük âlim ve velîlerin on dokuzuncusudur. Silsile-i âliyye büyüklerinden Ya‘kûb-i Çerhî’nin kızının oğludur. Semerkandlı olup, doğum târihi bilinmemektedir. 1529 (h.936) senesinde Semerkand’a bağlı Hisâr’ın Vahş köyünde vefât etti. Kabri oradadır.

       İlk tahsilini Semerkand’da yapıp, o beldenin âlimlerinden ilim öğrendi. Daha fazla ilim öğrenmek için Semerkand’dan Hirât’a giderken büyük evliyâ Ubeydullâh Ahrâr hazretleriyle karşılaşıp, talebesi oldu. On iki sene müddetle sohbetinde ve hizmetinde bulundu. Tasavvuf yolunda ondan feyz alarak olgunlaştı. Asrındaki âlimlerin ve evliyânın en büyüklerinden oldu. Hocasının vefâtından sonra, onun talebelerini yetiştirdi. İnsanlara Allâhü Te‘âlânın emir ve yasaklarını uzun uzun anlattı. Kendinden sonra kız kardeşinin oğlu Derviş Muhammed hazretleri yetiştirdiği velîler arasında en büyüğüdür.

       Buyurdu ki:
       “İnsanın yaratılmasından maksad, kulluk yapmasıdır. Kulluğun aslı ve özü ise her halükârda Allâhü Te‘âlâyı unutmamak, gâfil olmamak, tazarrû (yalvarma) ve huşû (korku) içinde bulunmaktır.”

       “Gençlik zamanı fırsat ve ganîmettir. Bu kıymetli zamanı ve nefesleri saâdet vesîlesi yapmayana yazıklar olsun. Saâdet arayan kimse, Resûlullâh (s.a.v.)’in ahlâkı ile ahlâklanmalıdır. Hilm (yumuşaklık), kerem (cömertlik), tevazû (alçak gönüllülük), îsâr (başkasını kendisine tercih etmek) ve diğer güzel ahlâk ile ahlâklanmalıdır. Özellikle, kalbde Allâh (c.c.)’den başka hiçbir şeye bağlılık kalmamasına çok çalışmak lâzımdır.”

(Yeni Rehber Ansiklopedisi, 3.c.)