SİLSİLE-İ ÂLİYE'NİN YİRMİİKİNCİ POSTNÎŞÎNİ
MUHAMMED BÂKÎ-BİLLÂH (K.S.)
Zât-ı âlîkadir, 1563 (H. 971) senesinde Kabil’de doğdu. Babasının ismi Abdüsselâm olup, fazîletli bir zât idi. Annesi ise Hz. Hüseyin (r.a.)’in soyundan olup, seyyide ve mübârek bir hanım idi.
Daha çocukluk zamanlarında, bazen bütün gün odanın bir köşesinde başını önüne eğip sessizce oturur, tefekküre dalardı. Zâhirî ilimlerde ilerleyen Hazret, tasavvufa karşı duyduğu aşırı istek ve arzu ile bir büyüğe tâbi olmak için dolaştı.
Mâverâünnehir’de iken bir gece rü’yâsında Mevlânâ Hâcegî Emke-negî hazretleri ona; “Ey oğul! Senin yolunu gözlüyordum” buyurdu. Mevlânâ Hâcegî Emkenegî (k.s.)’un huzûruna kavuşup, çok yardım ve ihsânlar gördü. Hocası onun yüksek hâllerini dinledikten sonra, üç gün üç gece birlikte yalnız bir odada sohbet ettiler.
İcâzet aldıktan sonra, iki-üç sene gibi kısa bir müddet irşâd makamında bulunmasına rağmen, pekçok âlim ve evliyâ yetiştirdi. Yetiştirdiği büyüklerin başında, hâlifesi olan, hicrî ikinci bin yılının müceddidi, İslâm âlimlerinin gözbebeği İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî (k.s.) gelir.
Şeyh Tâceddîn’e gönderdiği mektûbunda buyuruyor ki:
“Devâmlı abdestli bulunmak; helâl yemeye dikkat etmek, bütün günâhlardan, gıybetten, söz taşıyıcılıktan, mü’mini aşağılamaktan, Müslümâna düşman olmaktan, kin tutmaktan, eli altında olanlara kızmaktan ve sert davranmaktan sakınmak lâzımdır. Bizim yolumuzun esâsı budur. Bunlarsız iş sağlam olmaz. Ama bu sayılanlarda arada bir gevşeklik olursa, bu işi, ya‘ni büyüklerin verdiği vazîfeleri ve o yolun îcâblarını terk etmemeli, aksine tevbe ve istiğfar etmeli, aldığı ve yapmakta olduğu vazîfelere daha sıkı sarılmalıdır ki; “Muhakkak ki sevâblar, günâhları götürür” meâlindeki âyet-i kerîmesinin sırrı ortaya çıksın. Doğru yolda bulunanlara selâm olsun!”
Hazret, 1603’te 40 yaşlarında Hakk’ın rahmetine kavuştular.
(Yeni Rehber Ansiklopedisi)
|