banner2

 

SİLSİLE-İ ÂLİYE'NİN YİRMİÜÇÜNCÜ POSTNÎŞÎNİ
MÜCEDDİD-İ ELF-İ SÂNÎ İMÂM-I RABBÂNÎ (K.S.)

       1563 (H. 971) senesinde aşûre günü Hindistan’ın Serhend şehrinde doğdu. Hazret-i Ömer (r.a.)’in soyundan olup babası ve dedelerinin hepsi, zamanlarının büyük âlimi, sâlih, fazîletli kimseleriydi.

       İmâm-ı Rabbânî hazretleri doğduktan bir müddet sonra hastalanınca babası onu kendi hocası Şâh Kemâl Kıhteli Kâdirî’ye göstermiş, o da; “Korkma bu çocuk çok yaşayacak ve büyük bir zât olacak.” buyurup, elinden tutarak ağzından öpmüş ve ma‘nevî feyzlere kavuşturmuştur.

       Gençliğini ilim tahsîlinde geçiren İmâm-ı Rabbânî (k.s.), babasının vefâtından bir sene sonra, hacca gitmek üzere Serhend’den yola çıktı. Hindistan’ın hükümet merkezi olan Delhi şehrine gelince orada büyük velî Muhammed Bâkî-billah hazretlerini ziyâret etti. Huzûruna girince kalbinde bir nûr parladı. Mıknatısın iğneyi çektiği gibi çekilip, duymadığı, bilmediği şeyler kalbine doldu.

       İmâm-ı Rabbânî hazretleri, hocasının lûtfu ve himmeti ile iki ay içinde kimsede görülmeyen hallere kavuştu. Birkaç ay sonra hocası Muhammed Bâkî-billah’tan kayıtsız, şartsız icâzet aldı.

       Zamanın âlimleri İmâm-ı Rabbânî hazretlerine “Sıla” ismi ile hitâb ettiler. Sıla, birleştirici demektir. Çünkü o, tasavvufun İslâmiyetten ayrı bir şey olmadığını İslâmiyete uygun bir şey olduğunu isbât ederek, ahkâm-ı İslâmiyye ile tasavvufu birleştirmiştir. Bir mektûbunda da; “Beni iki deryâ arasında sıla yapan Allâhü Te‘âlâya hamd olsun.” diye duâ etmiştir.

       İmâm-ı Süyûtî’nin Cem‘u’l-Cevâmî kitabında bir Hadîs-i şerîfte; “Ümmetimden Sıla isminde biri gelir. Onun şefaati ile çok kimseler Cennete girer.” buyrularak, onun geleceği haber verilmiştir.

       63 yaşında Hakk’ın rahmetine kavuşan İmâm-ı Rabbânî (k.s.)’un husûsî sırlarına, büyük derecelerine, eşsiz kemâlât ve hâllerine kavuşup onun nûrunu bütün âleme yayan üçüncü oğlu Muhammed Ma‘sûm-i Farûkî’dir. Allâh şefaatlerine ve yollarına cümlemizi nâil eylesin. Âmin.

(Yeni Rehber Ansiklopedisi)