banner2

 

SİLSİLE-İ ÂLİYE'NİN YİRMİBEŞİNCİ POSTNÎŞÎNİ
ŞEYH SEYFÜDDÎN-İ FÂRÛKÎ (K.S.)

       İkinci bin yılının müceddidi İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin torunu, Urvetül-vüskâ Muhammed Ma‘sûm-i Fârûkî’nin beşinci oğludur. Muhyissünne, ya‘ni “sünneti diriltip yayan” ismiyle şöhret buldu.

       Muhammed Seyfeddîn-i Fârûkî hazretlerinin himmet ve bereketiyle, Hindistan’ın her tarafında İslâmiyet yayılıp Müslümânlar kuvvetlendi. Bid‘at sâhibleri ve kâfirler perîşan olup, hiçbir yerde kabûl görmediler.

       Delhi’deki sohbet meclisleri çok bereketli ve kalabalık olurdu. Kâfirler, fâcirler, fâsıklar bile bu meclise gelip, yüksek huzûruyla şereflenince, hidâyete kavuşup eski günâhlarına tevbe ve istiğfar ederek dönerlerdi. Onun sohbeti bereketiyle, binlerce kişi hidâyete ve kemâle kavuşup, yüksek derecelere ulaşmıştı. Dergâhına her gün binlerce insan gelip, feyz alırdı.

       Muhammed Seyfeddîn-i Fârûkî hazretleri bin dört yüz velî yetiştirdi. Böylece, insanların hidâyete kavuşmalarına vesîle oldu. Seyyid Nur Muhammed Bedâyûnî (k.s.), yetiştirdiği talebelerinin en büyüğü ve kâmilidir.

       Buyururlardı ki: “Açlık ve mücâhede, hârika ve kerâmeti arttırır. Evliyânın sohbeti kalbe zikri yerleştirir. Sünnete tâbi olmayı kolaylaştırır. Yetecek kadar yiyiniz. Zîrâ yolumuzun büyükleri, bu yolu vukûf-ı kalbiye, ya‘ni kalbe âit şeyleri bilmeye devâm ve sohbet üzerine kurmuşlardır. Zühd ve şiddetli mücâhedenin (nefsin istemediği şeyleri yapmak) neticesi, kerâmet ve tasavvuftan ibârettir. Biz bunları işten bile saymayız. Bizim maksâdımız, ancak zikre devâm, Allâhü Te‘âlânın yasaklarından kaçınıp emirlerine uymak, Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizin sünnet-i şerifine tâbi olmak ve daha çok feyz ve bereketlere kavuşmaktır.”

       1639’da Serhent’te doğan Seyfeddîn-i Fârûkî hazretleri, 1696 senesinde yine Serhent’te vefât etti. Babasının medfûn bulunduğu türbenin birkaç yüz metre güneyindeki türbeye defnedildi. Allâhü Te‘âlâ şefaatlerine nâil eylesin. Âmîn.

(Yeni Rehber Ansiklopedisi)